Kabul ve Kararlılık Terapisi (Acceptance and Commitment Therapy: ACT)

"Herkesin
Bir umudu vardır,
Bir savaşı,
Bir kaybedişi,
Bir acısı,
Bir yalnızlığı,
Bir hüznü…
Çünkü herkesin bir gideni vardır…
İçinden bir türlü uğurlayamadığı…"

(Turgut Uyar)

 

ACT (Acceptance and Commitment Therapy), Türkçe’ye Kabul ve Kararlılık Terapisi ismiyle çevirilmiştir ve aslında hem orijinal ismi hem de bu çeviri ismi ACT’yi çok iyi özetlemektedir. Bu terapi, iki temel yaklaşım üzerine kurulmuştur: Kabul ve Kararlılık. Biraz bu iki kavramı irdeleyelim.

Kabul ve Kararlılık bizi nasıl iyileştirir?

Bir ruhsal yakınmadan bahsettiğimizde bu sorunu her zaman bir çerçeve içerisinde, olmuş bitmiş ama etkisi süreğen bir şekilde devam eden, her köşe başında karşımıza çıkan geçmişin etkisinden ayrışmadan anımsamak imkansızdır. Geçmiş karşımıza çeşitli şekillerde çıkabilir.

Bazen pişmanlıklar: “O sırada ona cevap verebilirdim, veremedim.” “Bu mesleği seçmeseydim keşke…”

Bazen öfke: “Annemin böyle davranmasını bir türlü sindiremiyorum!” “Herkesin içinde rezil etti beni!”

Bazen de özlem şeklinde karşımıza çıkar: “Eskiden ne güzel zengindik, herşey güllük gülistanlık idi..”

 

Mazi zihnimizde dönüp durdukça, eskiye dönüp bir şeyi olduğundan farklı yapmayı ya da yaşamayı arzuladığımızda -en azından zaman makinesi icat edilene kadar- açılmayan bir kapıyı giderek açmaya zorlar zorlar dururuz. Kapı bir türlü açılmaz, biz zorlarız, o açılmaz, inatlaşırız kapıyla ve ne önümüzdeki hayatı ne de “şu an”ı yaşayamayız.

Kabul ve Kararlılık Terapisi’nin birinci adımı burada devreye girer: Kabul.

Yaşananlara teslim olarak, ona boyun eğerek, tükenmiş bir halde kabullenmek değildir bu. Tamamen nötr bir biçimde ondan alacaklarımızı alıp geçmişi geçmişte bırakabilmektir. Zaten, düşünelim, ne yapılabilir Allah aşkına? Mümkün mü geçmişe gidip bir şeyleri düzeltmek? Tabii ki bu bakış açısı bir iki cümleye sığdırılabilecek kadar kolay değildir, dahası, siz de geçmişi kendinizce geçmişte bırakmayı, yola devam etmeyi denemişsinizdir. Arkadaşlarınız, sevdikleriniz bu konuda tavsiyeler vermiştir, ama olmuyordur işte. Hiç kimse durduk yere acı çekmek istemez, bundan kurtulmak ister ama bu öyle “aş artık bu durumu, saplanıp kalma geçmişe” gibi basit öğütlerle yapılacak bir mevzu olmayabilir. Bu yükü o kadar uzun süredir taşıyoruzdur ki, artık bir parçamız haline gelmiş olabilir. ACT işte tam da bu noktada yetkin bir terapistin becerileriyle geçmişi sağlıklı bir şekilde “kabul” etmeyi sağlar. Öncelikle bir takım sıradışı yöntemlerle birbirine yapışmış olan geçmişle şimdiyi ayırır. Bu haliyle onunla çalışmak daha kolay hale gelir, sonra da yavaş yavaş geçmiş artık geçmişte kalmaya başlar.

Peki, geçmişi kabul ettik, onunla anlaştık diyelim. Bundan sonra ne yapacağız peki? İlk planda basit bir soru gibi gelse de, yukarıda bahsettiğim gibi artık bir parçamız haline gelen, her gün onunla uyandığımız, yıllardır peşimizi bırakmayan geçmiş bizi o kadar meşgul etmiştir ki, onsuz ne yapacağımıza dair tam anlamıyla bir afallama yaşarız.  İşte tam burada ikinci kısım devreye girer: Kararlılık.

Değerlere ulaşma konusunda kararlılık.

Yaşamak istediğimiz hayat konusunda kararlılık.

Kendimizi boşluğa değil hayallerimize, değerlerimize ulaştırmak için kararlılık.

Artık o yük üzerimizde değildir ve kuş gibi hafifizdir, artık kanatlanıp güzelliklere uçabiliriz. Nasıl mı? Bu aşamada da, yine kendi özgü yöntemleriyle, ACT hedefler oluşturmayı ve ona yürümeyi öğretir size. Daha mutlu, daha keyifli, daha doyurucu ve hepsinin ötesinde daha anlamlı bir hayat için.

“Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.”

(Metin Altıok)

 

TOP